ANDROİDLER ELEKTRİKLİ KOYUN DÜŞLER Mİ ?-PKD

August 21, 2020

ANDROİDLER ELEKTRİKLİ KOYUN DÜŞLER Mİ ?-PKD

BİRAZ EMPATİ KURALIM …

İnsanı insan yapan nedir sorusunun zihnimde bulanıklaşmaya başladığı bir dönem geçiriyorum . Belkide son dönem izlediklerim ,yaşananlar ve gelişmeler bu noktaya gelmeme sebep oluyor . Bazen kendi zihin yolculuğumun beni nereye götüreceğini öngörememek , kaygılandırıyor . Bu kadar uyaranın içerisinde etkileşim içindeyken ; akson ve dentritlerden ilerleyen hüzmeler benim saf düşünce ve duygularım mı diyorum .

Her geçen gün insan beyninin ve algılarının gerçeği yorumlaması aşamasında nasıl yanılacabileceği ve bu yanılgının farkındalığı konusunda işimizin zor olduğunu farkediyorum . Her geçen gün yeni bir ezberim bozuluyor . Westworld dizisinde Ford ‘un çocukluk evinde var olan kapıyı göremeyip; bak işte orda dedikten sonra farkeden Bernard gibiyim adeta .

Algıda seçicilik dediğimiz şey ya da zihnimin veriler ile zenginleşmesi sonucu ikinci kez okuduğumda sanki daha önce okumadığım satırlar ile karşılaşmış ve Deckhard ‘ın Luba Luft ile arasında geçen diyalog sonucunda kendinden şüphe ettiği satırlarda bende kitabı okuduğumdan şüphe ettim .Sonrasında ne yazmışım yorum olarak acaba dediğimde ;Elon Musk ‘ın çılgın Mars projesinin etkisinde kaldığımı ve olaylara Mars – kolonileşme üzerinden baktığımı farkettim . Şükürler olsun ki boş bir okuma olmamış .Ama şu anki ben ve algım çok farklı bir noktadan bakmışız .

Peki bu sefer ki okumamda gündemimde ne var . Gene Elon Musk ‘ın projelerinden biri. Open AI ‘ın ortaya çıkardığı GPT-3 (Generative Pre-trained Transformer 3 ) serinin 3 . elemanı ve öncekilerden daha geçer akçe konumunda .

Yapabileceklerini en özet şekilde nasıl anlatabilirim ?! Şu metni belkide ben yazdım belki de blog yazılarımı ve internet ayak izimi taradıktan sonra GPT-3 yazmış olabilir . (En basit oldu mu ?)İşler öyle bir noktaya geliyor ki artık ayrımı yapmak zorlaştı .Belki androidler aramızda Bilim-Kurgusal formatta gezinmese bile sanal dünyamızın içine sızmaya başladılar bile .Bunun bizlere ne gibi sürprizler /şoklar getireceğini tahmin etmek bile açılmasını istemediğim bir kutu .

Bir yapay zeka kendini geliştiriken ve kendini insan zannederken acaba ne kadar yapay kalabilir . İnsansı özelliklerimizi hayvanlardan bitkilerden ayırt ederken ,bizi devamlı çözümleyen ,öğrenen ve taklit eden bir varlıktan nasıl farklılaşacağız .Daha da ötesi yaşamlarımız bu kadar otomatikleşip ,bu kadar sanal etkilere maruz kalırken biz nasıl insan kalacağız . İnsanı insan yapan ,gelecekte ne olacak ?

Bu düşünceler ile elime aldığım kitapta öncekinin etkisine göre daha derin bir okuma ile başbaşa kaldım . Ben ilk okuduğum noktada değildim,çeviri de aynı değildi . Yazara bakarsak o fazasıyla çağının ötesinde tabiki. Burdan sonraki kısım kitabı okuyacaklar için değil okuyanlar için . Uzunluğu içinde sabırdan başka diyecek bir şey yok . Zaten blog yazıları okuyan kitlede de bu sabır vardır diye düşünüyorum . Androidler bu mecrayı basmadan organik yazılar yazmaya devam . Bu konuda beni motive etmek için övgü mesajları ve kafa yakan soruları; çok örselemeyen eleştiri yorumları bekliyorum . O zaman başlayalım .

PENFIELD

Açılış olarak bu teknolojik alet ile tanışırken bir yandan kitabımızın kahramanı Rick Deckhard ve karısı Iran ile tanışıyoruz . (İsim seçimleri konusunda teori kasmak istemem )Karı-koca tantanası içerisinde penfield dediğimiz bir alet de var . Duygu durumunu tuşlayarak değiştirebileceğiniz bir çeşit elektronik soma .Bu olguyu kim başlattı? Aldous Huxley mi? Daha öncesi var mı bilmiyorum ama tüm distopik kurguların içerisinde bedenen kırılgan olan insanın en kırılgan noktası olan duygu durumlarını düzene sokan bir müdahale olmadan olmuyor .O zaman soruyorum tuşladyarak duygularını değiştirdiğinde ne kadar insan olabiliyorsun .

Kitabın ilerleyen kısımlarında oda içerisinde organik varlıkları paralize edebilecek benzer savunma araçlarını ve bunu etkisiz hale getirecek araçlar da var . Evrende insanlar bilgisayar ekranı gibi bloke oluyor .Ve bu etken androidlerin elinde . Whuwww postmodern terminatörler pompalı tüfek değil paralize araçlar ve lazerlerle işi hallediyorlar.

Mood’u muzu değiştirmek için neler yaptığımızı bir düşünelim . Bu durumun evrildiği noktaya bakalım .

EVREN

Hikayenin geçtiği evren karanlık ve Güneşi gören yok . Nükleer serpinti her yerde . Serpinti ,aynı Matrix ‘de olduğu gibi her yeri karanlığa boğmuş . Başka gezegenler de yaşamak mümkün tabi ki . Oralarda da koloniler var fakat ; yaşam kalitesi atmosfere paralel gelişmiş . Kurguda öne çıkan Dünya ve Mars gezegenleri . Dünyada kalırsanız nükleer serpintinin üreme sistemine yapacağı etkilerden korunmak için kasık kemeri gibi şeyler takmak zorundasınız . Aslında zamanla çürüyen herşey gibi kalanlar da çürüyor . Ya kalır ya göç edersiniz .

Bu 3. Dünya Savaşı hikayesi nasıl başladı pek anlamış değilim ama yazarın kitabı yazdığı dönemlerde devamlı aba altından nükleer başlık çıkarıldığı için ,o dönemin diğer yazarlarının aldığı ilham gibi gidişat bunun üzerinden şekilleniyor . İlkönce baykuşlar ölüyor . (Bigelik elden gidiyor metaforu mu diyorum içimden )Sonra ortalıkta pahalı nadir organik canlılar pazarına dönüşüyor . Parası olmayan çakma androidler ile idare ediyor .Deckhard’ın cebinden zırt pırt çıkardığı fiyat kataloğu olayın nasıl hastalıklı bir boyuta ulaştığnı da gösteriyor .

Bu evrende şirketler devamlı androidleri insana benzetme yarışına girdikleri için bir embriyolog ,bir genetik mühendisliği üzerine yatırım yapmıyorlar galiba . Bu kadar soyların tükendiği bir evrende clon teknolojisi de gelişmeliydi . Ama bu teknoloji 2000 ‘li yılların populer konusuydu öyle değil mi ?

Her cyberpunk evren gibi şirketler ön planda . Nerde bu devlet diyecek bir devlet yok belkide Deckhard’ın bağlı olduğu polis gücünü devlet olarak algılayabiliriz . Birazda şirkete bakalım .

ROSEN

Rosengiller yeni dünya düzeni kurmak isteyen 13 aileden biridir demek çok isterdim . Eldon Rosen ve diğer aile üyeleri ile android sektöründe önemli atılımlar yapmış bir şirket .Rakiplerinden çok ufak bahsedilmiş olsa da bizim için bu şirketin politikası diğer android firmaları ile ilgili bilgi verebilir . Piyasaya sürdükleri Nexus -6 androidlerin zeka düzeyleri ile yeterince övünürken ne yazıkki hücre teknolojilerini geliştiremedikleri için kısa ömürlü (4 sene ) ürünler piyasaya sürüyorlar.

Nexus -6 lar ne kadar illegal işlere bulaşmış olsalar da şirket ürünlerini korumak ve sahip çıkmak konusunda işlerini şansa bırakmıyorlar . Gayet uyumlu gözükürken karanlık pazarlıklar ve planlar içindeler .Ama 4 sene sonra raf ömrünü tamamlayacak bir ürün için çok fazla değil mi ?Ciddi bir rekabet var durum ortada .

Rachell Rosen .Deckhard’ın kapanına konulmuş lezzetli bir peynir gibi sunuluyor . Test ile balayan sonra Keçi ‘yi apartman tepesinden atması arasında geçen süreçte fazlasıyla androidlikten insanlığa evriliyor .

MERCERİZM ve EMPATİ KUTUSU

Zaten yeni bir dini açılım olmazsa bu kurgu ne olurdu bilmiyorum . Bir android ve insan arasındaki en büyük ayrımın empati olduğunu vurguladıkça vurguladı yazar . Ama bir yandan da bakıyoruz ki insanlık bu konuda o kadar körelmiş ki empati kutusuna ihtiyaç duyup bir din icad edilmiş .

Kutuya ellerinizi dayayıp bağlanma denilen an ile bir çok insanın duygularını paylaşıp onlarla kendi duygularınızı paylaşabiliyorsunuz . Bir havuz gibi aslında .

Bir de Wilbur Mercer var .Sanal bir matrix içinde dağa tırmanmaya çalışan Sisifos .Empati sistemine girdiğiniz zaman onla birlikte dağa tırmanıyorsunuz . Matrix kelimesini özellikle seçtim çünkü bu süreçte taş yanağınıza çarptı mı gerçek hayatta kan akıyor .Tabiki bu tamamiyle düzmece bir inanç . Bunu da açıklayan gizli bir yapay zeka .Bu kısmı bile tüylerimi diken diken ediyor .

ANDROİDLER

Sadece Nexus -6 ‘lar varmış gibi bir algı oluşsun istenmemiş . Evet bu evrende zaten kopya hayvanlar başlı başına bir android .Ama onlara elektrikli demek daha bir alt versiyona dönüştürüyor .Oluşabilecek dijital arızalar bile organik varlık tepkileri ile eşleştirilmiş . Bir anda ksıa devre yapıp yangın çıkmıyor da hayvan ayakları tepede baygın bulunuyor.

İnsan olarak düşünülen sürümlerde tamamiyle zihinlere yerleştirilen yaşanmışlıklar sayesinde yapay olduklarının bile farkında değiller . Farkında olanlar zaten zıvanadan çıkmış ve kelle avcıları tarafından emekli edilen tipler . Sadece belli tepki testleri ve kemik testleri ile insan android ayrımı yapılırken anakarakterin kendinden şüphe ettiği nokta benim için kitabın nefes kesici noktasıydı .

Teknik olarak 3 yaşına kadar ne yaşadığımızı hatırlamayan varlıklarız . Çevremizdeki insanların bizim tarih kayıtlarını tutması ,doğum şahitlerimiz olması sayesinde organikliğimiz ortada . Fakat öyle bir evren ki kimin ne olduğu belli değil . Gene bu noktada empati konusuna geri dönülüyor .Beyinde empati merkezi (insula ) ne kadar kullanılmazsa o kadar mekanik bir varlığız mesajı verir gibi .

Bana sorarsanız androidler ile insanlar arasında bu empati farkı meselesi baya bir gri alana dönmüş . Fakat Solunum sisteminden yola çıkarsak oksijensiz ortama düşünce hayatta kalma refleksi geliştirmemiz bence bu konuda bir çok testten daha geçerli ayrıştırıcı . (Kurgudan sebep öyle )

BİRAZ DA FİLM KONUŞALIM…

Kitapla film arasında baya farklılıklar olmasına karşın hangisini daha çok sevdiğimi karar vermiş değilim .

Rosen şirketi Tyrell ‘e dönüşmüş bazı isimler buna benzer dönüşümler geçirmiş olsada zihnimde bunları tolore edebildim .

Filmde Dünya’ya dönüş sebepleri ömürlerini uzatmak için yaratıcılarından bir medet ummak ve bu süreçte de hayatta kalmak için saklanmak olsa da kitaptaki motivasyon daha uysal .

Kitapta devamlı empati üzerine yoğurulurken filmde Hollywood’un çok sevdiği konu bizi buluyor . Hür İrade .

Günümüzde ikiside tehlike altında . Özellikle geleceğimiz olan çoluk çocuğumuzun empati yetenekleri azalıyor . Ve sosyal medyanın gücü sayesinde dayatmalara uğruyorlar . Bu iki konu kurcalamaya da gelmiyor . Kaş yaparken göz çıkarmak olası .

Androidler elektrikli koyun düşler mi ? Sorusunun öznesine insanları koyacağımız günlerin ihtimali de var . Ama neticede insandan bahsediyoruz . Böyle bir varlık üzerinde kurgu yapmak o kadar zor ki . İnsanı insan yapan bu özelliği olabilir mi acaba …bu soru burada kalsın … bir 3. okumada bu konuya da kafa yorarım .

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *